İETT`nin en kıdemli üç şoförü...
A-
A+

`Yolcularımızdan tek isteğimiz bir günaydınla gülümseme` 

 

Filiz Acar, Fotoğraflar: Fatih Sultan Kar 

 

O sabah her günden biraz daha erken gittim işe. Heyecanlıydım. Daha kapıdayken arkadaşlarıma, ‘bugün üç tane ‘delikanlı’ ile randevum var’ dedim. Onlar şaşkınlıkla yüzüme bakarken ‘üçü de İETT’li’ diye ekledim. Derken konuklarım havanın yağmurlu olması nedeniyle yarım saatlik gecikmeyle geldiler. Üç İETT şoförü. Necati Erdoğan, Hüseyin Şengül ve Mustafa Demir. Biri kırk, biri otuz, biri de yirmi üç yıllık şoför. İETT’nin beş bin şoförü var. Onları seçmemin tek nedeni, kıdemleri. İnsan Kaynakları`ndaki arkadaşlarıma, İETT’nin en kıdemli şoförleriyle  konuşmak istediğimi söyleyince bana yaş itibariyle üç isim sıraladılar. Oysa ben şoförlerime  yaşlarını hiç sormadım. Çünkü az önce söylediğim gibi onlar ‘üç delikanlı’ydılar. Üstelik genç ve dinç kalmalarının nedenini çok sevdikleri, bir gün bile ayrı kalamadıkları yolcuları olarak açıkladılar. 

 

  

  Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan şoförlerimiz Genel Müdürlük binası Metrohan`ın önünde.

 

Bugüne kadar onlara çok soru soruldu. Çoğu, ‘abi Sarıyer’e gider mi, Eminönü’nden geçer mi, orta kapıyı açabilir misiniz? türünden sorulardı bunlar. Benim sorularım biraz farklı oldu.  Ben, yaşadığım şehrin her metrekaresinde kendimi güvende hissettiren değerli mesai arkadaşlarıma İstanbul’u, şoför olmayı ve yolcularını sordum. Onlar da büyük bir sabırla yanıtladılar. İETT ile olan hikayelerini anlattılar. Aslında bugüne kadar pek çok gazeteci anlattı onları, pek çok habere konu oldular. Bu sefer kendi hikayeleriyle karşınızdalar. Kendi cümleleri, kendi ifadeleriyle….

 

Üç şoför, üç hikaye…

 

Necati Erdoğan (Ayazağa garajı)

 

  

 

‘İkarus’umu çok seviyorum’

Ben kırk yıldır İETT’deyim. Ordu’luyum. 1968 yılında Levent garajında başladım. İlk işim araçların bakımı ve temizliğiydi. On yedi sene gece-gündüz silici ve postabaşı olarak çalıştım. Belki de bu yüzden çok seviyorum otobüsleri. En çok da İkarus’ları. Çünkü Macaristan’dan gelen ilk İkarus’ları kullananlardan biriyim. Bu araçların egzozu müthişti. Özellikle sabahları garajdaki otobüsler hep birden çalıştırılınca ortalığı duman kaplardı. O kadar ki güvercinler zehirlenip patır patır düşerdi tavandan. Geceleri sanki karartma var gibi olurdu. Araçları böcek (gece boncuğu derler) gibi görürdük garajda. Oradan Topkapı’daki Oto Kamyon’a geçtim. İki yıl boyunca hiç izin kullanmadan kömür taşıdım Zeytinburnu ve Kurbağalıdere havagazı fabrikalarına. O zamanlar havagazı üretimini İETT yapıyordu. Gemiden kömür çeker, fabrikalara taşırdık. Orası kapanınca 1994’te tekrar Levent garajına döndüm. Bir süre manevra şoförü olarak çalıştıktan sonra hatta geçtim. Sabahçıyım. Her sabah 05.00’da evden çıkarım. İlk seferime 06.15’te Sarıyer’den başlar, Kilyos, Kısırkaya yönüne devam ederim. İki yıldır aynı hattayım. Her sabah İkarus’umla yolcularımı alır, mesai sonunda arkadaşıma devrederim. Bir gün gitmesem yolcularım endişelenir. Vatandaşla iyi diyalog kurarsan seni sever, sayar. Bugün pasomu unutmuşum, param yok derse yolda mı bırakacaksın? O gün götürürsün, yarın gelir atar bileti. Şoför, gerektiğinde inisiyatif kullanabilmeli. Bir güne bir gün bu iş ağır, ben çalışamam demedim. Çalışma şartlarına göre bire on katarak çalışmayı seven kişilerdendik biz. Kırk yılı böyle geçirdik.

 

  

 

‘İETT fedakarlık demek’

İETT benim için özveriyle çalışmak, fedakarlık demek.  Bazen derler `ya sen burayı ne kadar çok sevdin, niye ayrılmak istemiyorsun?` diye. Sebebi `sizsiniz` diyorum. Yalnız bir sıkıntımız var. Duraklarımız başka araçlar tarafından işgal ediliyor. Bekleyen var mı göremiyoruz. Bu sefer yolcu, almadın diye şikayet ediyor. Bir seferinde büyük bir araç park etmişti durağın önüne. Arkada bekleyen bir anne ve özürlü çocuğunu fark etmedim. Kimse yok diye geçtim. Babası son durağa gelerek, hiç sorgusuz yaka paça sarıldı bana. Senin babanın malı mı, niye almıyorsun diye. Hareket amirleri araya girerek sakinleştirdi yolcuyu. Ben sabırla karşıladım. Sabrın sonu selamettir diyerek. Şoförsen, alttan almak zorundasın.

 

Hüseyin Şengül (İkitelli garajı) 

 

  

 

‘Bu iş sinirli adama göre değil, sabır işi’ 

Ben Sivas’lıyım. 1957 yılında ilk adımımı attım İstanbul’a. Sonra ara ara gittim geldim. En son 1970 yılında geldim, bir daha dönmedim. İlk işim tanker şoförlüğüydü. Topkapı’dan piyasaya su taşırdık. Derken İETT’nin şoför aldığını duydum. İş Bulma Kurumu’na kaydımı yaptırdım. Kartım çıktı. 1977’de müracaat ettim. O zamanlar iki sendika vardı. Onların çekişmesi yüzünden işçi alımları zaman zaman aksıyordu. Ben üç sene bekledikten sonra 1979’da Altıntepe’deki elektrik idaresinde işe başladım. Şişli’deki merkez garajında çok ağır imtihanlar ve psikoteknik testlerinden geçtikten sonra tabii. Sonra Topkapı, Levent ve Şişli garajlarında çalıştım. Macaristan’dan gelen ilk körüklüleri kullananlardan biri de benim. Şu anda İkitelli garajındayım. Karışık çalışıyorum. Hangi aracı verirlerse onunla sefere çıkıyorum. Sağ olsunlar, genç arkadaşlar yaşıma hürmet ederek bazı hatlarda sabit tutuyorlar. Ben çalışmayı çok seviyorum. Bir gün istirahatım yoktur. Ya sen hiç hasta da mı olmuyorsun diye soruyorlar. Sabah evden 05.15 gibi çıkıyorum. Biz İETT şoförleri her sabah yolcularımızla beraber yenileniyoruz. Dinlenmiş ve dinç başlıyoruz işe. Çok huzurlu oluyoruz. Ben otobüsümle sabahçıysam altı, akşamcıysam beş buçuk sefer yapabiliyorum.

 

`İnsanlar hep bir telaş içinde` 

Şehir çok telaşlı, insanlarda hep bir telaş. Arabaya hücum ediyorlar. Oysa durakta bekleseler ben gelip alacağım. Bu biraz da bizim elimizde aslında. Biz kurallara uyarsak yolcular da uyum sağlar. Diyelim ki benden önceki araç arıza yapmış. Yolcu beklemiş. Şoförü görünce başlıyor veryansın etmeye. Siz haklısınız diyerek sabırla dinliyorum. Çünkü kendimi onun yerine koyuyorum. Yolcuyu her zaman haklı görmek, saygılı davranmak zorundayız. Aksi halde araçta olay bitmez.  İETT’nin bir resmiyeti var, bunu da elden bırakmayacaksın. Bize ilk işe girişte hocalarımız şunu söylediler: ‘Bu araba bizim değil, halkın arabasıdır. Mal sahibi onlardır. Biz ancak yönetiyoruz. Bu yolcular size emanet.’ Yolcuya karşı sabırlı olacaksın, bu iş sinirli adama göre değil. Genç arkadaşlarıma sabırlı olmalarını salık veririm. Ve kurumu çok sevmelerini. Aksi halde kazaya sebebiyet verirler. Can taşıyor. Çok dikkat etmesi lazım.

 

  

 

‘Yolcularım başımın tacıdır’

Bir seferinde Leyland otobüs Taksim’de su kaynattı. Arabanın içine duman doldu. Yanıyor diye hemen indim aşağıya. Açtım kaputunu, biliyorum ateş gibi su fışkıracağını. Elime çaputu sardım ama yine de kolumu yanmaktan kurtaramadım. Ama ben hiç acı çekmiyormuş gibi devam ederek aracı kurtardım. Bana, seni amir yapalım, dinlen dediler ama ben yolcumdan uzak kalamıyorum. Onlar benim başımın tacı.   

 

Benim İETT’ye olan sevgim, emekli de olsam kesinlikle eksik olmaz. Özel sektörde çalıştım, biliyorum. İlk işe başladığım yıl, körüklü otobüsler uzun ya Topkapı garajından çıkarken tamponu çizdim. Hemen gidip haber verdim. Geçmiş olsun kardeşim dediler, mühim değil, hallederiz. O zaman, ya burası ne güzel yermiş dedim. Böyle yer nerede bulunur? Bu kurumun kıymetini en iyi kim bilir biliyor musunuz? Piyasada ezilmiş, hırpalanmış, buraya gelip bu muhteşem teşkilatı görmüş olan bilir. İşte o kişi canı gibi sarılır ve çalışır. Bazen yolcu geliyor ya yağmurun altında kalmış. Alıyorum onu, Allah razı olsun deyince bulutlara çıktım sanıyorum. Öyle mutlu oluyorum.  

 

Mustafa Demir (Ayazağa garajı)

 

  

 

‘Bizim için gün geceden başlar’

Ben Sinop Boyabat’lıyım. On iki yaşında geldim İstanbul’a. Ortaöğrenimimi burada tamamladım. Askerlikten sonra bir süre ticaretle uğraştım. Ancak çok başarılı bir dönem geçirdiğimi söyleyemem. 1986 yılında İETT’nin açtığı sınavı kazanarak hareket şoförü oldum. O günden bu yana da aynı işi sürdürüyorum. Bir dönem sendikacılık yaptım. Son on yıldır da aralıksız olarak çok sevdiğim İETT’de halka hizmete devam ediyorum. İlk görev yerim Şişli merkez garajı. Orası kapanınca Levent’e geçtim. Halen Ayazağa garajındayım. Beyoğlu bölgesindeki hatlarda çalışıyorum. Ben sabah 04.30’da çıkıyorum evden. Garaja servislerimizle ulaşıyoruz. 05.30’da da iş alıyorum.

 

İETT şoförü için gün, güneş doğmadan başlar. Garaja geldiğimizde arkadaşlarla günaydın, merhaba sohbetinden sonra bir bardak çayla tost için vaktimiz varsa kahvaltı ederiz. Yoksa evden getirdiklerimizi ilk molada yeriz. Tabelamızı ayarladıktan sonra aracımızı ısıtır, bize verilen araç kağıdıyla çıkarız. Daha sonra A noktasına gidip günlük kayıt işlemlerini yaptırırız. Ondan sonra da yolcumuzu alıp ilk sefere çıkarız. Bu kurumda çalışabilmeniz için İETT’yi çok sevmeniz, sadık olmanız gerekir. Şu anda, benim elimde beş yüz bin liralık bir otobüs var. Bana bunu babam da vermez, dedem de. Hiç kimse vermez. Size böyle bir imkanı tanıyan kuruma kötü gözle bakabilir misiniz? Araç elinizde, vicdanınızla baş başasınız.

 

 

 

‘Bir günaydını bizden esirgemeyin’

Bizim İstanbul halkından bir tek isteğimiz var. Sabah araca binerken bir günaydın, bir merhaba desinler. Biliyoruz otobüsler kalabalık oluyor, şehir kalabalık zaten. Biz de isteriz herkes oturarak gitsin, kimse rahatsız olmasın ama imkanlarımız bu kadarına el veriyor. Otobüse binince arkaya doğru ilerleyelim ki durakta bekleyenleri de alabilelim. Onların da ekmek parası için çalıştığını unutmayalım. 

 

İETT’nin ve şoförün varlık sebebi İstanbul ve İstanbullu değil mi? Öyleyse birbirimizle kardeşçe, barış içerisinde yaşamalıyız. Sayın belediye başkanımız ve genel müdürümüzden bir isteğimiz var. Bizi İstanbul halkıyla barıştırsınlar. İETT şoförü üç bin lira maaş alıyor deniyor. Otobüs biraz gecikince halk bize bu kadar maaş alıyorsunuz, neredesiniz diye çıkışıyor. Bu yanlışlığın düzeltilmesini istiyoruz.

 

  

 

‘Her sabah bayram yerine gider gibi hazırlanırım’

Ben her sabah işe giderken İETT’ye yakışır şekilde, bayram yerine gider gibi hazırlanıyorum. Bize hocalarımız yolun sağından, emniyetli gidin derlerdi. Çünkü sizin yolunuzu bekleyen birileri var. Onları unutmayın. Sağ salim ulaştırın gidecekleri yere. Genç arkadaşlarıma İETT’nin geleneğine göreneğine uygun olarak, sabırla çalışmalarını tavsiye ederim. İETT işçisinin sefer aralarındaki onar dakikalık moladan başka dinlenme şansı yok. Kaytarma hiç. İETT benim her şeyim. Çalışmaya başladığım günden bu yana hayatımı paylaştığım kurum. Emekli olduktan sonra da devam edecek bu, çünkü kimlik kartım her zaman cebimde olacak. Bugün beş yüz, altı yüz lira emekli maaşıyla geçinenlerin bu karta nasıl özendiklerini biliyorum. İETT bana bu çok özel imkanı veriyor.

 

Ben durakta bekleyen insanları okuyorum. Bazen bakıyorum yolcu durakta kıvranıyor. Belli bilet parası yok, cebinde olmayan şeyleri karıştırıyor. Bugün müsait değilim, bırakır mısın beni diyor. Gel kardeşim diyorum, bak bu son sefer. Almazsam sokakta kalır. Geç kardeşim arkaya deyip mahcup etmiyorum. Çünkü biz kamu sektöründe çalışıyoruz, devletiz biz. Zaman zaman bu inisiyatifi kullanacağız. Seveceğiz, sevileceğiz. Bizim bir defa sınıf olarak kimi taşıdığımızı bilmemiz gerekiyor.

 

 

Not: Bu çalışmada anlayış ve yardımları için Otobüs İşletme Dairesi Başkan Yardımcımız Abdullah Kazdal`a, İşçi Personel Şube Müdürümüz Mehmet Ulugerger`e ve Sicil Bürosu`ndan Erdal Abay`a teşekkürlerimi sunarım. 

 

Tarih : 02 Şubat 2009
Bu haber 16605 kez okundu
İETT Tünel Sayfa Başına Dön